Connect with us

İnsanlık ve İlişkiler Üzerine Bir Yola 303’le Çıkmak

303

FİLM

İnsanlık ve İlişkiler Üzerine Bir Yola 303’le Çıkmak

Beklentilerinizin olmadığı bir anda büyük bir kafa karışıklığıyla kapınızdan dışarı bir adım atıyorsunuz. Tüm bu çelişkilerle adım adım yürüdüğünüz bir yolculuğa ‘Evet!’ cevabını verir miydiniz?

Uzun bir ara uzun bir yol… Jan hiç tanımadığı babasını bulmak için kapısından dışarı bir adım atar. Anlaştığı arkadaşları onu ekince, birilerinden onu gideceği yere kadar bırakmalarını ister. Olumlu yanıt alamaz. June, dersinin mülakatından kalmış. Hamile olduğunu öğrenmiş ve ikilemde kalarak, erkek arkadaşıyla yüzleşmek için yola çıkmıştır. Jule, Jan’in teklifini kabul eder ve Almanya’dan Portekiz’e uzanan inişli çıkışlı bir yolculuğa başlarlar. Birbirlerinden o kadar zıtlardır ki yol boyunca sosyalizm, kapitalizm, biyoloji, insan, aşk, sevgi, ilişkiler ve seks üzerine konuşurlar. Her biri başlı başına ayrı bir başlık olsa da temelde konuştukları ve ortak bağlamları ilişkiler olur.

303

Hans Weingartner‘ın 2018 yapımı bu yol filmi birçoklarının listesinde yerini aldı bile. Baş rollerini Mala Emde ve Anton Spieker ‘ın yer aldığı 303‘te Before Sunshine esintisi sezebilirsiniz.

Bundan sonrası filmi izlemeyenler için tatsız detaylar içerebilir. O halde sizleri buraya alalım!

Aşık olacağımız kişiyi seçebilir miyiz?

Peki ilk bakışta aşk var mıdır? Yoksa insanın insanla zaman geçirmesi paylaşması hatta alışması ve alışkanlık haline gelmesinden mi doğar aşk? Aşık olacağımız kişiyi seçebilir miyiz? Sadece bir dürtü müdür veya çok derinlerde bir yerde birinin size dokunmasıdır?

Aslında kendi kendimiz miyiz? Arayış içerisinde miyiz? Yoksa çoktan bulup kayıp mı ettik. Pek çok insan gibi paylaşmakla bir olabiliyoruz. Tıpkı June’un dediği gibi aslında paylaşırsak bütün oluruz. Bu noktada Jan devreye giriyor insanlar sadece paylaşarak iyi olabilir mi? İnsanlık tarihi kanla doluyken bu mümkün mü? Rekabeti bırakabilir miyiz? Hem de insanın kendi kendiyle yarışı sürerken.

Kadın erkek arasında ki ilişki sadece cinsel dürtüler midir? Eşsiz bir uyuma sahip olmak gerekmez mi? Mesela koku… Temelde içgüdüsel olarak sahip olduğumuz kokuların çekiciliği bireyi daha romantik bir eşiğe getirebiliyor.

Film süre olarak iki buçuk saate yakın, yani ortalama bir uzun metraj filminin üstünde bir zamana sahip. Peki daha kısa olabilir miydi? Aslında ilk etapta düşünürsek; “Neden bu kadar uzun daha kısa olsa olurdu.” diyorsunuz. Ama yönetmenimiz, tüm o duygu durumlarını, düşünme anlarını, bakışmaları, ufak dokunuşları, gözleri kapatıp hissetmeyi, o anda yaşamayı ve durup ya ben burada ne yapıyorum, emin miyim, yoksa dönmeli miyim düşüncelerini üç beş saniyelik flashbacklere sıkıştırmak yerine, yaşamalarına izin vermiş. Gerçek manada yaşıyorsunuz.

Bir yol filminin sahip olması gereken her şeye sahip olan film, karakterlerin geçmişi konusunda yüzeysel kalıyor. Daha çok şey arıyorsunuz. O bakışlarında ki, o aklından geçen şeylere dair bir ipucu arıyorsunuz. Evet, bu budur diyorsunuz belki ama “Ne?” diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz.

Filmin renk paleti pastel tonlarına doymuş. Zaten bir yol hikayesi olduğu için çokça doğayla iç içe olmasının yanında o naturel tonlar, olayların atmosferine tamamen uyuyor. Bir yandan hafif hafif çalan müzikler yaz akşamında esip geçen rüzgar etkisi gibi anlık bir ferahlama hissi veriyor.

Dolu dolu bir yolculuğun ardından ne olacağını ve nasıl devam edeceklerini merak ediyorsunuz. tüm o durakları geçtikten sonra aslında varmak istedikleri yere varmışlar mıydı? Yoksa sadece o oluş anı mı kıymetliydi? Yolda olmak insan hayatında ne kadar etkilidir?

Comments

0 comments

Continue Reading
You may also like...
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in FİLM

To Top